GERİLİM ARTIYOR

Belki farkında değiliz. Ama ‘’her konuda gerilim’’yaşıyoruz. Gerek içte gerekse dışta gelişen her olay bizi geriyor. Bu durum hayra alamet değil. Çünkü her olaydan ‘’bazı çıkar gurupları’’ kendilerine vazife çıkartıyorlar. Bu çıkar odakları doğacak ‘’vebalden’’kendilerini sorumlu hissetmiyorlar.

Bazı durumlarda ‘’gerilim’’ kaçınılmaz olur. Gerilim de hayatın bir gerçeğidir. Örneğin bir annenin doğum öncesi gerilimi ‘’yeni bir hayat’’için kaçınılmazdır. Ayrıca ‘’bir rejimden başka bir rejime geçiş’’ gerilimsiz olmuyor. Acaba bizdeki bunlardan hangisine benziyor. Ya da neden benzemiyor.

Her gün tartıştığımız konular, yaşadığımız olaylar buradan geliyor. Elbette‘’gerilime sebep türlü nedenler var’’ zihinlerimizi karıştıran. Lakin soğukkanlı olmaktan başka çare yok. Yeni dünyanın, yeniden oluşturmaya çalıştığı dengeler. Üretim bölüşüm ve dolaşımın yeniden dizayn etme çabaları. Bunun yanında ‘’kimyası değişmekte olan ülkemizin’’yeniye uyum sorunu. Örneğin‘’tarihten gelen’’ bazı toplumsal özelliklerin öne çıkması.Yeni duruma uydurulmaya çalışılması.Bazılarını ‘’karlı hale’’getirmek istenmesi. Veya siyasetimizin gerilim politikalarından beslenme alışkanlığının devam etmesi. Gibi bir çok neden mevcut.Tüm bunları tartışarak ‘’bir uzlaşı’’yolu bulmak zorundayız.

Sebepleri sıralamaya başlamışken kanımca yukarıda saydığım gelişmelerin ‘’toplu’’ payı var. Zira etkileşimden kopuk hiçbir şey olmuyor. Nitekim her şey ‘’ortaklaşmış malzeme’’ ile anlam kazanıyor. Başarı veya başarısızlıklar bunun içinden çıkıyor. Ne olacaksa böyle oluyor.

Ancak ve ne yazık ki‘’basit çıkar politikaları’’gündeme gelince izlenen yol gerilim üstünden şekilleniyor. Oysa bu yöntem eski dünya normuydu. Savaş sanayi metoduydu. Bu metot artık geride kalması gereken bir türlü kalmıyor.

İstesek de, istemesek de bu işler böyledir. Gerilim ve çatışmalar’’Bir kader bir yazgı’’ gibidir. ‘’Sonuçlar’’tarafından baktığımızda bunları görüyoruz.

Lakin ‘’sonuçlara’’gidilen yollar, bir kader bir yazgı gibi değildir. Yapılanlar ya da yapılması gerekenler doğrusu‘’mutlak’’değildir.Dönem ve şartlara göre değişiyor. İnsanın aklı ve iradesi bu süreçte rol oynuyor. İnsanlar ne kadar iradeli ve akıllı olurlarsa ‘’sonuçlar’’ o kadar değişik olabiliyor. Kötü ya da iyinin yazgısı ortaya çıkıyor. Değişim, insanların elinde oluyor. Nasıl kullanmak istiyorsanız kullanırsınız. Sonda ‘’size yakışanı’’ yaparsınız. İşin doğrusu ve biliyoruz ki ‘’toplumcu’’ düşünen hiçbir akıl ya da irade ‘’gerilim ve çatışmayı’’yeğlemez. Çünkü gerilim, kötülüklerin habercisidir.Gerilimi büyüterek çözüm aranmaz. Aramamalı. Bırakın bir ülkeyi, doğum yapacak bir anne için bile ‘’gerilimden nasıl kurtulur’’ diye çareler aranır. Dolayısıyla bir ülkede gerilim kaçınılmaz olsa bile bunun nasıl yok edileceği hesabı yapılmalıdır. Özellikle küresel dünya şartlarında bu kaçınılmazdır. Aynı zamanda şarttır. Bunu beceremezseniz ‘’ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel’’olarak size ağır bedellere mal olur. Dünya nimetlerinden yeterince faydalanamazsınız. Hatırlarım annem bağırıp çağırınca, babam’’adem kızı olay yaratma, hır gür olan eve bereket girmez’’derdi. Galiba bu söz bugünkü dünya şartlarına çokça uyuyor.

Rahat ve açık bir şekilde söylemeliyiz. Bizdeki ‘’gerilim konusu olan meseleler’’ aklın ve bilimin ürünü değildir. Yenidünyanın normlarıyla örtüşmüyor. Her ne sebeple olursa olsun gerilimi ‘’doğru bir yere’’koymak mümkün olmuyor.

Dışarıda ve özellikle komşularımızda yaşanmakta olan ‘’değişimleri’’doğru okumak zorundayız. Değişimlerin yanında olmalıyız. Ancak bunu yaparken ‘’gerilim ve çatışmacı politikalar’’ yerine ‘’demokratik’’ değişimin özendiricisi, kolaylaştırıcısı olmalıyız. Kendi toplumuna ve yenidünya şartlarına yabancı hiçbir rejimin uzun süre ayakta kalamayacağını bilirsek telaşlanmaya gerek kalmıyor. Dolayısıyla ‘’değişimlerin mecrasından çıkmasına’’ vesile olmamalıyız.

İçeride, başta Kürt meselesinde diyalogu ve uzlaşmayı yeğlemeliyiz. Silahların susmasını sağlamalıyız. Dini, siyasetin dışına çıkarmalıyız. Gelenek görenek ve yaşam tarzlarımızı özgürleştirmeliyiz. ‘’Anadolu mozaiğini’’ısrarla korumalıyız. Zengin medeniyetlerin beşiği olan ülkemizi dünya turizmine açmalıyız.

Kalkınmada küçük ve orta işletmeleri daha fazla korumalıyız. Üretimi arttırıp, çeşitlendirmeliyiz. Ekonomiyi dünya piyasasına açmalıyız. Markalaşmalıyız. Küresel ekonomiye eklemlenmeliyiz. Çalışanların sosyal haklarını istemeyi kolaylaştırmalıyız. Hak aramayı tehlike görmemeliyiz. Asıl tehlikenin, haklarını arayanlara baskı kurmak olduğunu anlamalıyız. Çalışanlardan değil ‘’hak vergisi neden toplanmadığından’’ yola çıkarak çare aramalıyız.

Kuşkusuz bunlar yapılabilecek şeylerdir. Hayal değildir.Nitekim bunlar iradeye bağlıdır. Yapmak isterseniz yaparsınız. Yapmak istemezseniz yapmazsınız. Aslında formül bu kadar basittir.

Burada asıl görev elbette ülkeyi yönetenlerdedir. Ama bu tek başına yetmez.Böylesi büyük proje sadece iktidara bırakılmaz. Her kesimin her kuruluşun bu uğurda payı olmalıdır. Haksızlığa ve vicdansızlığa karşı herkes sorumlu olmalıdır. Hayatımızı bu kadar yakından ilgilendiren ve ‘’yaşamsal’’olan meseleler ‘’iktidarın iyi niyetine’’bağlı şekilde düşünemeyiz. Herkes taşın altına elini koymalıdır. Demokratik ve çağdaş bir demokrasinin önünü el birliğiyle açmalıyız. Çünkü demokrasiler öyle oluşur. Bu şekilde gelişir. Vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir